Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz. (1/266)
Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]
(Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141]
(Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.) [Lokman 18]
La- Tahzen / Üzülme Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.
La- Tahzen / Üzülme - Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani ânı yaşa.
La- Tahzen / Üzülme - İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır. Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!.. Bir başka ifade ile; kolaylık; zorluk zannettiğimiz şeyin taa kendisidir!..
La- Tahzen / Üzülme - Arapların bir sözü vardır; Gerilen ip kopar yani sıkıntılar, üzüntüler üst üste geldikçe ferahlama, rahatlama kapı da demektir. Allah Teala buyuruyor ki Kim ki Allahtan gerçek manada ittika ederse Allah da ona bir çıkış, kurtuluş yolu lütfeder ve ona hiç beklemediği, hesap etmediği yerlerden rızık ihsan eder. - Ahiret inancı, insanlığa huzurlu bir dünya hayatını sağlama yolunda büyük bir güç kazandıran muhteşem bir inanç sistemidir. Bu dünyada malı gasp edilen, zulme uğrayan vs bir şekilde haksızlığa maruz kalan kimse ahirette adaletin yerine geleceği inancıyla kalbi bir sükunete kavuşur. Ünlü bir Alman filozofun şöyle söylediği rivayet edilir. Dünyadaki hayat oyununun bir ikinci perdesi olduğu muhakkak. Çünkü bu ilk sahnede zalim ve mazlumu görüyor insafı göremiyoruz. Galib ve mağlubu görüyor adaleti göremiyoruz. O halde tüm bu adaletsizliği ortadan kaldıracak bir ikinci hayat mutlaka vardır. Kıyamet ve ahiretin varlığını zımni itiraf niteliğindeki Alman filozofun bu ifadeleri aklın yolunun bir olduğunu gösteriyor aslında... Bu dünyada zahiren adaletsizlikmiş gibi görünen haller, zenginlik/fakirlik, hastalık/sağlık, güçlülük/zayıflık gibi ölçülerin birer imtihan vesilesi olduğunu unutmayıp ona göre adımlarını atanlar kazançlı çıkacak olanlardır sakın unutma. Dolayısıyla içinde bulunduğun ortamdan dolayı üzülmeyi bir kenara bırak da imtihanı kazanmaya bak. İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allaha göre kolaydır. (Teğabun, 64/7, Nahl, 16/30-40). *** İçebileceğin Suyun, Bir Parça Ekmeğin Varsa Üzülme ! İçebileceğin temiz suyun, seni doyurabilecek kadar bir aşın, üstünü örtecek bir elbisen varsa üzülme! Uzunca bir müddet ıssız bir adada mahzur kalan bir denizciye yaşamış olduğu bu tecrübeden çıkardığı en önemli dersin ne olduğunu sormuşlar. O da şunları söylemiş; İçebilecek temiz bir su, yetecek kadar aş olduğu sürece asla şikayetçi olunulmayacağını öğrendim. *** Öfkeyi Terk Et ve Affedici Ol İstatistiklere göre Çinlilerde strese bağlı kalp rahatsızları oranı oldukça düşükmüş. Bunun en önemli nedenleri arasında Çinlilerin sakın yapılı olmaları gösterilmiştir. Dolayısıyla sende mutlu ve huzurlu bir hayat için olaylara sükunetle yaklaş, her türlü kaygıyı, öfkeyi, şiddeti bir kenara bırakıp affedici ol. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'deki mümin tasvirinde olduğu gibi; "Onlar ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler.
Not: Bu yazı büyük oranda Dr. Aid Kareni'nin La-Tahzen isimli Arapça eserinden derlenmiştir
Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır: "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar." (Kadir Suresi )
Bin Aydan Hayırlı Kadir Geceniz Mubarek Olsun08 Ekim 2007
En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesinde idrak ederiz. Kur'ân'da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir. Bu bereketli saatlerin şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibine haber vermektedir. Bu gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre inmiştir. Bu sûre Kadr Süresidir.
Yine Cenâb-ı Hak bu gecenin kudsiyetini bildirmek için beş âyetli bir sûrede üç defa "Leyletü'1-Kadr" ifadesini açıkça zikretmektedir: "Şüphesiz, o Kur'ân'ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır."
Ulvî hâdiseler de sûrenin sonunda şöyle ifade buyurulur : "O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir."
Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.
Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.
Bu gecedeki İlâhî ziyafete ve Kur'ânî sofraya başta Kur'ân-ı Mübini Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama vahiy yoluyla getiren Cebrail olmak üzere melekler de inerek şenlendirirler. Kalb ve basîreti açık olan mü'minlere uhrevî âlemden manzaralar sergilenir. Meleklerin pey der pey inmesiyle yeryüzü manevî bir tazyike maruz kalır. Dünya adetâ onlara dar gelmeye başlar. Mü'minlerin etrafını kuşatarak onlara Rablerinin bağış ve rahmetini müjdelerler. Tan yeri ağarıncaya kadar devam eden bu ulvi tecelli, ümmet-i Muhammed'in gönüllerine engin bir huzur ve saadet dalgası estirir. Kadir Gecesinde böyle nurlu hâdiselerin yıldönümlerini idrak ederiz. Onun kadrini bilmekle de feyiz ve bereketinden, dünyayı kuşatan nuranî havasından istifade etmiş oluruz.
- Ubâde b. Sâmit (r.a) şöyle demiştir: Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem, Kadir Gecesi'ni haber vermek üzere Hâne-i Saâdetinden çıktı. Derken Müslümanlardan iki kişi kavga ettiler. Buyurdular ki: Ben, size Kadir Gecesi'ni haber vermek üzere çıkmıştım. Filân ile filân kavga ettiler de ona dâir olan bilgi kaldırıldı. İhtimâl ki hakkınızda bu daha hayırlıdır. Artık siz, Kadir Gecesi'ni yirmiden sonraki yedinci veya dokuzuncu veya beşinci gecelerde arayınız
- İbn-i Abbâs (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Ashâb'ım! Siz leyle-i Kadr'i Ramazan'ın aşr-ı ahîrinde arayınız!. Leyle-i Kadir, ya Ramazan’ dan dokuz gece kala, yâhut yedi gece kala, yâhut da beş gece kaladır
- Âişe (r.a)’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Ramazan'ın son on günü girince, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem ibâdet konusunda daha da ciddî bir sa'y ü içtihâd arz ederlerdi. Gecesini ihyâ eder, ehl ü âilesini de ibâdet için uyandırırdı.
- Ebû Hüreyre radiyallâhu anh'den: Şöyle demiştir: Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Her kim, imânından dolayı ve mükafatını yalnız Allâh'tan umarak Kadir Gecesi'ni ihya ederse, geçmiş günahları affedilir.
Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir? "Bin ay" seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.
Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, "Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah sana ondan daha hayırlısını indirmiştir" diyerek Kadir Suresini okudu ve, "İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır" buyurdu.(1)
Diğer bir rivayette Resulullah’a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı. (2)
Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur. Bu sure, Sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.
Kadir Gecesinin Bu Kadar Faydalı Olmasını Nasıl Açıklarsınız? Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, Kur'an’ın bildirmesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra kat’i bir delildir. Evet nasılki bir padişah, saltanatında belki her senede, ya tahta geçme merasimi namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Halkını, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur'an-ı Hakîm'i Ramazan-ı Şerifte indirmiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, Cenab-ı Hakkın hikmetinin muktezasıdır. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, adî ve hayvanî meşguliyetten insanları çekmek için oruca emredilecek. Sure neden Kadir Gecesinde indi? Peygamber (a.s.m.) her şeyden önce bir uyarıcıdır. Bu ikaz görevini doğrulukla yapması için emri önce kendi nefsinde uygulaması lazımdı. Nefsine uygulamanın en uygun vakti de gece vaktidir.
Neden "Kadir" Gecesi? Kadir Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda Kadir Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın, işlerin ve hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için burada söz konusu olan takdir, önceden tespit edilen kader programının yerine getirilmesiyle ilgili planların hazırlanmasıdır. (3)
"Kadr" kelimesinde "tazyik" manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir.
Bir hadiste, "O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır" buyurularak buna işaret edilir. (4)
Kadir Gecesinin Ramazan'ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok rivayet olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününde aranması tavsiye edilmiştir. Bazı hadis-i şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği bildirilmektedir. "Onu yirmi yedinci gecede arayınız" mealindeki hadis bu hususa işaret etmektedir. (5)
Bu rivayetlerin ışığında, İslâm âlimleri Kadir Gecesinin Ramazan'nın yirmi yedinci gecesi olarak kabul etmiş ve böylece Müslümanlar o geceyi Kadir Gecesi niyetiyle ihya edegelmişlerdir. Bunun için mü'minler mümkün mertebe, vakit ve imkânları ölçüsünde Kadir Gecesini değerlendirmeye çalışırlar. Uyku ve istirahatla geçirmemeye gayret ederler. Çünkü bu gecede herbir Kur'ân harfine otuz bin sevap verilmektedir. Diğer ibadetlerin sevabı da o nisbette artış göstermektedir. Kadir Gecesini değerlendirmek ve o vaktin feyiz ve bereketinden istifadeyi arttırmak için namaz kılınır, Kur'ân okunur, Kur'ân tefsirleri mütâlâa edilir. Zikredilir, salavat-ı şerife getirilir. Dualar edilir, Allah'a niyaz ve tazarruda bulunulur. Fakir ve kimsesizler doyurulur, bol bol sadaka verilir. Hâsılı her vesileyle vakit nurlandırılır. Kadir Gecesinin getireceği büyük kazanç hakkında rivayet edilen hadisler en güzel teşvik mahiyetini taşımaktadır.
"Kim inanarak, sevabını ancak Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir." (6)
Bu gecede nasıl dua edelim? Bunu da Hazret-i Âişe (r.a.) vasıtasıyla yine Peygamberimizden, öğrenelim: "Dedim ki, 'Yâ Resulallah, Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?’ Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam "Allahümme inneke afüvvün tuhibbü'l-afve fa'fu annî (Allah’ım, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle) dersin' buyurdu.
Cenab-ı Hak bu geceyi hakkıyla ihya eden kullar arasına bizleri de ilhak eylesin ve bizi zatına kul ve Habine ümmet olma şerefinde daim eylesin.
Maddi ve manevi pek çok hikmet ve rahmeti, bereket ve mağfireti bünyesinde barındıran Ramazan ayının son günlerini idrak ederken Yüce Allah’ın lütfuyla 8 Ekim Pazartesi gününü Salı’ya bağlayan gece “Kadir Gecesi”ne ulaşmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşayacağız.
Sema kapılarının açılarak esenlik ve güvenliğin her tarafa yayılacağının, Cenab-ı Mevlâ’ya açılan ellerin, yükselen dua ve yakarışların kabul edileceğinin bildirildiği bu geceyi “bin aydan daha hayırlı” kılan, Kur’an-ı Kerim'in bu gecede indirilmesidir. Kadir gecesini idrak etmenin ve ondan nasiplenmenin yolu ise, Kur’an-ı Kerim’in eşsiz mesajını anlamaktan ve onun aydınlattığı istikamette yürümekten geçer.
“Aklen ve fikren diri olanları” uyarmak için gönderilen Kur’an, bize kendimizi hikmet aynasında görmemiz ve Rabbimizi tanımamız için rehberlik etmekte, varoluşun ve hayatın anlamını göstermektedir. O, dünya ve ahiret mutluluğunun yol haritasıdır. Bunun için de Kur’an bize hem Yüce Yaratanımıza karşı ödevlerimizi, hem de kendimize, yakın ve uzak çevremiz ile bütün insanlara karşı sorumluluklarımızı hatırlatır.
Kur’an insanlar arasında adaleti, işi ehil olana vermeyi, hakka razı olmayı, başkasının hakkına göz dikmemeyi, sevgiyi, yardımlaşma ve kardeşliği, davranışlarda doğruluk ve dürüstlüğü emreder. Üstün ahlak sahibi Peygamber Efendimizi örnek almayı bizlere emreden Kur’an, dindarlığın ancak ahlakla kemale ereceğini bildirir. Bunun için de O, sözünde durmayı, iyilikte yarışmayı, nimet ve külfeti paylaşmayı, fakir, düşkün ve yetimi kollamayı, emanete ve komşu hakkına riayet etmeyi, alçak gönüllü, güler yüzlü ve iffetli olmayı, çirkin işlerden kaçınmayı ve utanma duygusunu, kimsenin gizli halini araştırmamayı olgun Müslüman’ın ayrılmaz vasıfları olarak zikreder. Hırs, çekememezlik, kin, dedikodu, kendini beğenmişlik, yalan, iki yüzlülük gibi kötü huyların müminde barınmayacağını bildirir. Kur’an’la buluşmak, sadece onu okumak ve dinlemekle değil, onun öğütlerini önemsemek ve her birini davranışlarımıza yansıtmakla mümkün olur.
Peygamber Efendimiz “faziletine inanarak ve sevabını da yalnız Allah’tan umarak Kadir gecesini güzel amellerle geçirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağı” müjdesini vermekte ve bu gecede “Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle” diyerek dua etmemizi tavsiye etmektedir. İnanıyoruz ki, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz günahlardan gerçekten pişman olur ve onlara bir daha dönmemeye karar verirsek, kendimizle hesaplaşıp kulluk ve sorumluluk bilincimizi yenileyebilirsek Yüce Rabbimiz bizleri affedecek, bizlere mağfiret edecektir. Öyleyse, bu mübarek gecenin rahmet ve mağfiret ikliminde Yüce Allah’tan bize imanı sevdirmesini, bizleri samimiyetten ve istikametten ayırmamasını, doğruyu bulduktan sonra kalplerimizi eğriltmemesini ve bizleri affetmesini dileyelim.
Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin, yurt dışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımız ile İslâm aleminin Kadir Gecesini tebrik ediyor, bu müstesna gecede yapacağımız dua ve yakarışların bütün insanlığa sevgi, barış ve huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Siz hiç; Kara düşünceleri delip geçenleri, her yeni doğan vakte alnı açık çıkanları ve güneşi içinde doğuranları gördünüz mü? İçindeki coşkuyla, heyecanla ayaklananların, yüreği kendinden taşanların ve zulme karşı direnenlerin nurlu izlerine rastladınız mı?
Tarihin günlüğüne umutları, güzellikleri, özlemleri ve bir de kara günleri göz pınarlarıyla yazanların güncelerini okudunuz mu?
Siz, Sabaha Rahman´ın adıyla başlayıp, geceyi onun adıyla kapatanları, hayatının her alanını kuşatan bir bilinçle yaşayanları, salatın güzelliğiyle çehrelerini besleyenleri, ´Onlar bollukta da darlıkta da infak edenlerdir´ ayeti gereği azlığına ve çokluğuna bakmadan rızkını paylaşanları ve insan kalmak için yaşayanları tanıdınız mı? Güzelliğe dair yükselen duaları işittiniz mi? Duaya kalkan elleri çoğaltmak için ellerinizi aydınlığı tutan ellere eklediniz mi? Yalvaran yüreklere eşlik ettiniz mi?
Siz, Onuru ve gururu anlatan gözleri, Kitab´ın koynunda filizlenip, vahyin pınarından beslenenleri, çarıklarında sabrı, azmi taşıyıp ve yılgınlık mevsimine, yılgın iklimlere inat başlarını dik tutup, umutlarını tutsak etmeyenleri, asaletiyle ezilenleri, gözü pek yiğitleri, başı dik yaşayarak yeryüzüne iz bırakanları gördünüz mü?
Siz hiç; Sabahın ayazında, ikindinin serinliğinde, akşamın esintisinde yeşili, beyazı ve maviyi parçalayan kıvılcım bakışlarıyla gökyüzünü boyayan, beslenme çantalarında taş taşıyan güneş boylu çocukları, yıldızlar altında boynunu bükenleri, yetimleri, yoksulları, Filistinliler´i, çocuk Muhammet Cemaller´i, Senalar´ın kıyamını, sevdalıları, yüzünde zulmün izini taşıyanları ve minik avuçlarıyla kara yüreklileri taşlayanları ve yüreğinde sevdanın yanık izlerini taşıyanları gördünüz mü?
"Allah´ın ahdini yerine getirirler ve antlaşmayı bozmazlar ve onlar Allah´ın birleştirmesini istediği şeyi birleştirirler. Rablerine karşı saygılı olurlar ve en kötü hesaptan korkarlar."
"Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, düşmanlarınız size karşı ordu topladı, artık onlardan korkun dedikleri halde bu onların mutlaka imanını artırır. Ve Allah bize yeter, o ne güzel vekildir derler."
"Ve onlar öyle adamlar ki ne ticaret, ne alışveriş onları Allah´ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı günden korkan kimselerdir."
Evet, siz hiç onlarla tanıştınız mı?
Ve siz, Nisansız baharlara, umutsuz yarınlara inat ruhlarında mümin onurunu taşıyanların dostça birbirine bağlanan sıcak sımsıcak ellerinden, umutlarından ve şiir gibi gözlerinden öptünüz mü?
Sahi siz hiç hayatla yüzleştiniz mi? Kimsiniz, nesiniz, yaşamınızı hayatın neresinde, nasıl ve ne şekilde sürdürmektesiniz? Yoksa siz hissetmez misiniz? Kör, sağır ve dilsiz misiniz?
" namaz kılanlar, kıyamette olduğu gibi Allah'ın huzurunda saflar halinde dururlar, suale, hesap vermeye, yalvarmaya başlarlar."
" namazda gözyaşı dökerken ayakta durmak, kıyamet günü dirilerek kabirden kalkıp mahşer yerinde Allah'ın huzurunda ayakta durmağa benzer. Cenab-ı Hak k: "sana verdiğim bu kadar mühlet içinde ne yaptın? Ne kazandın ve bana ne getirdin?" diyecektir."
" Allah'ın huzurunda bunun gibi derde dert katan yüz binlerce haberler sualler gelir."
" namazda kıyamda iken, hitabı-ı ilahiden kul utanır, utancından ayakta iki büklüm olur, rükua varır. Çünki utancından ayakta durmağa gücü kalmamıştır.rükuda, Allah'ı tesbih ve her türlü noksan sıfatlardan tanzih ve tazim eder."
Sonra o kula, Hakk'tan ferman gelir: " başını kaldır da sorulan sualleri cevapla! " denir.
" kul utana sıkıla başını rükudan kaldırır, fakat dayanamaz; o günahkar, utancından bu defa yüz üstü yere kapanır."
"ona bu sefer: " secdeden başını kaldır da , yaptıklarından haber ver!." Diye ferman gelir."
" o, bir kere daha utanarak başını kaldırır, ama dayanamaz, yine mahviyet içinde yüz üstü düşer."
" cenab-ı Hakk: " tekrar başını kaldır da söyle; yaptıklarını inceden inceye sana soracağım! " diye buyurur."
" Allah'ın heybetli hitabı, onun ruhuna öyle te'sir etmiştir ki, ayakta duracak mecal ve takati yoktur. Bu ağır yük sebebiyle ka'deye varır. Dizleri üstüne çöker. Cenab-ı Hakk ise: 1" haydi, söyle, anlat! Sana nimet vermiştim; nasıl kullandın? Şükrünü eda eyledin mi? Sana maddi ve manevi sermaye vermiştim; onunla neler kazandın? " buyurur."
" kul yüzünü sağ tarafına döndürür; peygamberlerin ruhlarına ve meleklere selam verir. Onlara der ki : " ey mana padişahları! Bu kötü kişiye şefaat edin; bu günahkarın ayağı da örtüsü de çamura battı."
" peygamberler selam veren kula derler ki: " çare ve yardım günü geçti, gitti. Çare dünyada olabilirdi. Orada hayırlı işler yapmadın, ibadet etmedin, vaktini boş şeylerle öldürdün! "
" kul bu defa yüzünü sola çevirir. Yakınlarında yardım ister. Onlar da : " sus! Biz kimiz ki sana yardım edelim? Elini bizden çek; kendi cevabını Rabbine kendin ver! " derler."
Ne o taraftan ne de bu taraftan çare bulamayan kulun gönlü param parça olur. Herkesten ümidini kesmiş bir vaziyette iki elini açarak aciz ve boynu bükük bir halde dua, niyaz ve ilticaya başlar. Der ki: " Allah'ım! Herkesten ümidimi kestim. Evvel ve ahir kulunun baş vuracağı, sığınacağı yegane sığınak sensin. Senin sonsuz rahmet ve merhametine sığındım."
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyor um, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
INSANLAR!
Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.
ASHABIM!
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.
ASHABIM!
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Ilk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.
ASHABIM!
Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.
INSANLAR!
Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
INSANLAR!
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.
MÜ'MINLER!
Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
MÜ'MINLER!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...
ASHABIM!
Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
INSANLAR!
Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.
INSANLAR!
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
INSANLAR!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)
Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab!
Kuran-i Kerimde Dua
Kalpler ancak Allah'ı (c.c.) anarak mutmain olur.
Rabbimiz!
Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.
Bize doğru yolu göster.
(Fatiha: 5–6)
(…) Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla,
bize merhamet et, sen merhamet edenlerin
en hayırlısısın.
(Mü’minun; 109)
Ey Rabbimiz! (Amellerin) Hesap olunacağı gün,
ana- babamı ve inananları bağışla
(Ibrahim;41)
( Ey Rasulüm!)
De ki: “Eğer duanız olmasa
Rabbim size ne diye ehemmiyet versin?”
(Furkan Suresi;77)